Yapay Zeka ve Bilinç

Yapay Zeka ve Bilinç

Yazar: Dr. Mehtap Doğan

Gelişen yapay zeka teknolojisi ile birlikte, insanlığı nasıl bir gelecek beklediği bazen ütopik çoğu zaman da distopik senaryoların konusu olarak sıklıkla karşımıza çıkmakta; ancak bu senaryolara temel teşkil eden düşünsel alt yapı her zaman çok sağlam olmamaktadır. Bir gelecek projeksiyonu oluşturmadan önce yapılması gereken, yapay zekanın zihinsel potansiyelini gözden geçirmektir. İnsanlığın geleceğini şekillendireceği öngörülen bu teknolojik ilerlemenin menzilini belirleyecek olan, yalnızca makinelerin sahip olacağı düşünme kapasitesi değildir. Yapay sistemlerin bilinç, duygulanım, irade, değer, inanç gibi işlevselliği aşan hususlardaki potansiyelleri, onların hem fiziksel hem de sosyal düzen içerisindeki görev ve statüleri üzerinde doğrudan belirleyici etkenler olacaktır. Bu etkenler arasında en önemli role sahip olan, insan zihninin ayırt edici unsurlarından olduğunu düşündüğümüz bilinç mefhumudur. Bilinç, deneyimi mümkün kılan yegâne unsurdur. Bu, iyi ve kötü tüm deneyimlerin sonucu olarak mutluluk, güzellik, iyilik, kötülük, acı vs. her türlü anlamın bilinçle beraber var olduğu anlamına gelmektedir. Yaşantımıza anlam katan bu bağlamda zeka değil, bilinçtir. Bilinç, bireysel yaşantıların yanı sıra evrene de anlam veren tek unsurdur. Evrenin varoluşunu anlamlı hâle getiren bilinçli deneyimlerdir. Bu sebeple yapay zekanın gelecekte evrenin anlamına bir tür müdahalesi söz konusu olacaksa; bu müdahale ancak onun sahip olacağı bilinçle mümkün olacaktır.

Yapay zeka sistemlerinde bilincin varlığını tartışabilmek için doğal bilincin doğası hakkında bir çerçeve çizmemiz gereklidir. Bilincin sahip olduğu tarihsel, psikolojik, felsefi ve kavramsal temeller bir yana bırakıldığında günlük dilde bilinçlilik, uyanıklık hâli, uyaranlara tepki verme yeteneği, dikkat ya da farkındalık gibi pratik ifadelere tekabül etmektedir. Ancak zihnin sahip olduğu karmaşık yapı, bilincin de tanımının kesin ve net ifadelerle yapılmasına engel oluşturmaktadır. 

Bilinç problemini zor ve karmaşık bir yapıya büründüren ve kimi çevrelerce bilincin “muamma bir fenomen” şeklinde addedilmesine yol açan şey; beynin duyumsama, konuşma, algılama, hafıza, problem çözme vs. gibi işlevleri nasıl meydana getirdiğini keşfetmek değil, nasıl bilinçli olduğumuzu açıklayabilmektir. Bilinci incelemek beyin ve davranış arasındaki ilişkiyi, nöronlar arasındaki bağlantıyı, beynin hangi bölgesinin bedenin hangi fonksiyonundan sorumlu olduğunu açıklayan haritayı incelemekten daha fazlasını gerektirmektedir. Zira bilinç, kendi varlığımızın doğasına yönelik derin bir problemdir. Biyolojik, fizyolojik, nörolojik boyutlarıyla birlikte bilinç, aynı anda hem epistemolojik, hem ontolojik hem de metafizik bir problemdir. Bilincin ontolojisi hakkında konuşmak, zihnin ait olabileceği temel metafizik kategorileri keşfetmeyi de gerekli kılmaktadır.

İnsan hayati faaliyetlerini gerçekleştirirken çevresiyle etkileşim içerisinde olan bir varlık olmasının yanı sıra kendi varlığının farkında olan, kendi varlığını duyumsayan ya da kendi varlığını deneyimleyebilen de bir varlıktır. Her sabah uyandığımızda yeniden ve kesintisiz olarak devam eden zihinsel durumlarımızın varlığı, bize öznel gerçekliğimizi sürekli olarak kendiliğinden sunmaktadır. Öznel gerçeklik, yaşamış olduğumuz tüm deneyimlerimizin bizzat sahibi olduğumuz fikrine karşılık gelmektedir. Renk, şekil, boyut algıları, hisler, sesler, tatlar, gözümüzü kapatıp dondurmamızı yerken çocukken bindiğimiz kırmızı bisikleti görmemiz, ıssız bir yolda burnumuza gelen ıhlamur kokusunun babaannemizi hatırlatıp ettirdiği tebessüm vs. hepsi öznel gerçekliğimizin içeriğini oluşturan deneyimlerimizdir. 

Varlığını doğrudan duyumsadığımız, hissettiğimiz ya da algıladığımız bilincin gizemi ya da zorluğu bu yönüyle nesnel varlığından değil, öznel ve niteliksel doğasından kaynaklanmaktadır. Zira nesnel ölçüm âletleriyle öznel ve niteliksel deneyimlerimizin yapısı hakkında açıklama yapmaya çalışmak, kendi içerisinde çelişik bir uğraşmış gibi görünmektedir. Bu bağlamda bilincin gizemi, onun modern bilimin dünya görüşü içerisinde nereye konumlandırılacağının bilinememesinden ileri gelmektedir. 

Peki tanımlamakta dahi zorlandığımız bu karmaşık fenomenin yapay sistemlerde yeniden inşası mümkün müdür? Başka bir deyişle, Bilinçli bir yapay zeka mümkün müdür? Bu tarzda bir sorunun genellikle muhtemel iki cevabı olur: Evet ya da hayır. Fakat söz konusu bilinç olduğunda, olasılıkların sınırlarını zorlamadan bir iddiada bulunmak -evet ya da hayır diyebilmek- için bazı problemlerin göz ardı edilmesi gerekiyor. En azından literatürdeki bilinç yaklaşımlarının birçoğu bu yola başvuruyor. 

Böyle zor sorulara verilecek cevaplarda yapılması gereken sarsılmaz bir ilke belirleyip o ilke üzerine bir yaklaşım geliştirmeye çalışmaktır. Bilinç probleminde de o ilkenin “Bilinç üzerine sunulacak geçerli bir bakış açısı bilincin öznel niteliğine de doyurucu bir açıklama getirmelidir.” olduğu kabul edilebilir.  Bilincin öznelliğiyle başa çıkmanın en güçlü yolu, kuşkusuz ki bilincin zor problemini çözmek olurdu. Bilincin zor problemi alışılagelmiş bilimsel yöntemlerle açıklanmaya direnç gösteren “deneyim” problemidir. Fakat bunun için de öznelliğin, fiziksel dünyada ne şekilde ortaya çıktığını açıklayabilmek gereklidir. Ya da tam tersi bir bakış açısından, öznelliğin bir yanılsama olduğu kabul edilebilirdi. Bunun için ise deneyimlerimizin varlığını nasıl bu kadar gerçek ve derinden hissettiğimizi çözümleyebiliyor olmak gereklidir. Başka bir deyişle de neden zor problem diye bir şeyden bahsettiğimizi ve neden öznel deneyimlere sahipmişiz gibi hissettiğimizi ortaya koyabilmeye ihtiyaç vardır. Fakat her iki seçenek de şimdiye kadar, onlarca farklı bakış açısından denenmiş olmasına rağmen ikna edici bir perspektife ulaşılamamıştır. Zor problemi çözmek de zor problemin yokluğunu ispatlamak da bilincin bildiğimiz nitelikleriyle mümkün görünmemektedir. 

Bu sebeple, yapay bilincin imkanına dair net bir tahminde bulunmak zor olsa da şu an için “Bilincin öznel yönünün yapay sistemlerde nasıl inşa edileceğini bilmiyoruz.” cevabı geçerli görünmektedir. Fakat bu, yapay sistemlerde öznel bilincin rastgele ya da bizim bilmediğimiz bir şekilde ortaya çıkması için bir engel oluşturmamaktadır. 

Yapay bilincin, doğal bilince dair bildiklerimizle, yalnızca bilişsel ve sosyal olmak üzere iki yönünden bahsedilebilir. Bu demektir ki; yapay bilinç insan bilincinden farklı yeni bir bilinç türüne işaret etmektedir. Bu bilinç türünün bilişsel kapasitesi insan bilinciyle eşdeğer ya da onu aşmış olacak ancak ilkece öznel bilinç sahibi olan kendinin bilincinde metafizik bir özne olamayacaktır. Tasvir edilen yalnızca bilişsel, davranışsal ve sosyal olarak insana benzeyen sistemlerin, felsefi zombilerden farkları ise rastlantısal olarak deneyimlere sahip olma olasılıkları olacaktır.

 

Not: Bu yazıyı Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Dr. Mehtap Doğan, Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi için kaleme aldı. İletişim: [email protected]

Mehtap Doğan’ın Önceki Yazıları

Önyargıları Yıkmak Atomu Parçalamaktan Zor mu?  

Öğreniyorum, O halde Varım: Yapay Öğrenme

Yapay Zeka: Yapay Çiçek mi, Yapay Işık mı? Hangi yapay?

Çince Odası

İlk Taşı Turing Attı: Taklit Oyunu

Benzer Haberler