Bilim Kurgu

Film boyunca kalbi kırık Theodore’un bir yazılımla aşkına tanıklık ediyoruz. Bir yazılım olmasına rağmen tatlı ses tonu, espri anlayışı, Theodore ile kurduğu yakın ilişki, bir yapay zekânın Turing testini de çoktan geçtiğinin bir göstergesi, çünkü kahramanımız filmde bu yazılıma ‘gerçekten’ aşık oluyor. Peki ama nasıl?

Bir yapay zekâya aşık olabilir miyiz ya da onu ne kadar insansı görebiliriz? Bu şimdilerde sıkça sorulmasa da, önümüzdeki 50 senede rengini çok daha fazla belli edecek bir konu. Günlük hayatımıza önce mobil üzerinden Siri ile girmeye çalışan yapay zekâ mevzusu, henüz Tamogachi’ler kadar iletişim kurduğumuz bir yazılıma dönüşmedi. Haziran ayında Google’ın Assistant uygulamasını duyurması, bu fikrin Ray Kurzweil’in gündeme getirdiğini tabii ki düşündürdü. Neden? Çünkü Ray Kurzweil da yapay zekâlardan ‘HER’ filmindeki kadar çok medet umanlardan. Peki, bilgisayarımızda bizimle konuşan, çoğunlukla anlayan, bizden öğrenen ve aslında bilgisi karşısında bir süre sonra hayranlık duyacağımız bir yazılım olsa, ilişkimizi gözden geçirir miydik ya da ciddi mi düşünürdük?

Bence ciddi düşünürdük, çünkü Ex Machina filminde de ortaya çıktığı gibi manipülasyona ve inanca epey yatkın yaratıklarız.

Yapay zekâ ile iletişim kurmak, bir insandan beklediğimizin çok daha ötesinde bir deneyim yaşatabilir. Bilmek istediklerimizi hızlıca tarayabilir, okumayı en sevdiğimiz kitaplar ve yazarlardan anlık öneriler yapabilir, sorular sorabilir, muhabbet açabilir, üstelik biz leb derken leblebiyi en hızlı anlayanlardan biri olabilir.

Duygu durumlarımız dalgalandığında, seçtiğimiz bir ekolden psikologluk yapabilir, hangi çayı içmenizin iyi geleceğini öneren organik teyzemiz de. Yani ihtiyaçlarımızı zihinsel olarak büyük oranda karşılayabilir.

HER filminde Theodore’un ihtiyaçları zihinsel olmanın çok ötesinde, tamamen duygusal bir sürece dair. Yine iletişim üzerine odaklı olsa da, buradaki yapay zekâ teması, duygu durumlarına yanıt verecek bir altyapıya sahip. Bu konu biraz muamma. Çünkü duygu dediğimiz araç, biyolojik bir tepkime sonucu bedeninizdeki hormonların değişmesiyle tetikleniyor. Kendimizi düşünsel olarak manipüle ederek hormon seviyesini hack’leyebiliyoruz. Ama bir yere kadar, çünkü beden ve zihin birlikte evrimleştiği için fiziksel uyaranlar duyguları çoğu zaman zihinden hızlı tetikliyor. Dolayısıyla tıpkı Black Mirror’ın 2. sezonun ilk bölümündeki gibi, ölen eşimizin yapay zekâsı geri gelse, ondan canlı gibi davranmasını bekleyebiliriz. Yani bizi şaşırtmasını! Ki bu da hüsran olabilir.

HER filmindeki yapay zekâ temel flört yasalarını az çok takip ederek insanları pekala tavlayabilir. Özellikle de diyalog üzerinden bir ilişki arayanlar ve yalnızlıkla baş edemeyenler için birebir çözüm de olabilir. Geleceğin dünyasında, kendi istediğimiz gibi kişiselleştirdiğimiz, zaman zaman belli yazılım eklentileriyle karakterini değiştirebildiğimiz, komik ve bilge yapay zekâlar çıktığında, sevgilimizden daha çok vakit geçirmemiz epey olası. Hele bir de size kitap okusa, maillarınızı yazsa, film açsa, dizi gösterse, müzik başlatsa aşık bile olabilirsiniz. Neye mi? Kendimizin bir kopyasına?!

HER
İşte o zaman Google Assistant ile fantezilerini gerçekleştirme yolunda ilerleyen Ray Kurzweil, kendini yapay zekâya aktarmanın yolunu bulmuş olur. Biz de Ray Kurzweil öldükten sonra bile onunla sohbet edebiliriz. Tıpkı filmdeki gibi Ray Kurzweil bu sohbeti binlerce insanla aynı anda yapabilir. Belki içimizden biri Ray Kurzweil’e aşık olur, sabah ilk uyandığında onun sesini duymak isteyebilir. İşte o zaman, sahiplenme ve aşk ilişkisini HER’deki gibi bir kez daha gündeme getiririz. Dolayısıyla yapay zekâlar insanlığı ele geçirmekten öte, bilinci evrime zorlayabilir. Kavramlarımız yer değiştirdiğinde, yapay ve doğalın ayrımını, tekillik üzerinden bir kez daha yapmak iyi olur.

Bana sorarsanız Elon Musk’ın yapay zekâsıyla aşk yaşamaya varım.

BU yazı Elif Demirci (alias Datafobik) tarafından bize sağlanmıştır. Teşekkür ederiz.

GelecekHane yapay zeka raporunun tamamını okumak için tıklayınız.